Ozan Mazlumi

 

FEYZULLAH ÇINAR

 

 

Şu dünyada en kuvvetli dört büyük,

Akıl fikir ilim bir de çalışmak

Yeryüzünde her kuvvetin sahibi,

Akıl fikir ilim bir de çalışmak.

 

Demişti, evliyalar evliyası Ahmet Yesevi’nin soyundan gelen ve 1937 yılında Sivas ilinin Divriği ilçesine bağlı Çamşıhı-Çamağa köyünde doğmuş, sazını omzuna atarak Anadolu’yu adım adım dolaşmış, Pir Sultan Abdal, Rahsati, Seyrani ve Derviş Kemal’in deyişlerini halkımıza sunmuştu, Feyzullah Çınar.

Koca Anadolu’da adını duymayan kalmamış ve kısa sürede Anadolu halkının sevgisini kazanmıştı.Bununla da kalmamış daha da önemlisi 1969 yılında Strasburg Üniversitesi’nin çağrılısı olarak Fransa’ya gitmiş ve Fransa’da halk müziği konusunda bir dizi konferanslar vermişti.

 

Fabrika yerinin bomboş duruşu zoruna gidiyordu Feyzullah Çınar’ın.Ülkesinin geri kalmış yörelerinin özellikle Doğu Anadolu’daki bakımsızlığın utancını duyuyor, bunun sorumluluğunu üstleniyor, suçlu sayıyordu kendisini.Doyumsuzca sevdiği ülkesinin ve de o ülkede yaşayan insanların sorunları uykusunu kaçırıyor, ciğerinden yara almışçasına sarsılıyordu diyor, Mihneti baba Feyzullah Çınar için.

 

Bir de vasiyeti vardı diyor o anlamda, ’’ Beni tanıyanların şunu bilmesini isterim.Feyzullah Çınar dünyaya, dünyanın güzelliklerine, bütün insanlara, insanların güzel huylarına doymadan göçüp gitti diye duyumda bulunmasını isterim ‘’ diyor Mihneti.

 

Yine birgün ozan Kul Rabia’nın Sıhhiye semtinde bulunan evinde Feyzullah Çınar, Mihneti ve Kul Rabia ile oturduk sohbet ediyorduk.Feyzullah Çınar’ın morali son derece bozuktu.

 

Mihneti

‘’ Ne o koca Türkmen pek iyi görünmüyorsun kesin bir derdin olmalı’’ dedi.

 

Feyzullah Çınar

‘’ Sorma be gardaşım sorma ‘’ dedi. ‘’ Bu gece sabaha böyle çıktım. Gökten yağan yağmur olduğu gibi bizim fakirhaneye doldu. Ev, ocak, eşya su içinde, çamur içinde kaldı ‘’ dedi.

 

Feyzullah Çınar’ın evi toprak damlı iki göz bir evcikti.

 

Onun bu halini Mihneti baba bir şiir ile dile getirmiş ve ertesi günü bu şiiri Feyzullah Çınar’a vermişti. Feyzullah Çınar şiiri çok beğenerek okudu. Bitirdiğinde acı bir gülümseme belirmişti yüzünde.

 

‘’ Bak ‘’ dedi. ‘’ Mihneti şiir güzel olmuş da, sonundaki benim ismim bir sanık gibi sırıtıp durdu karşımda. Sanat yaşamımda asla yemedim ben böyle bir halt. Hiç kimsenin yapıtına kendi imzamı atmadım. Benim için yazabilirsin ama beni hırsız etmeye hakkın yoktur. Eğer kendi mahlanı kullanırsan beni daha çok mutlu edersin. Tiksiniyorum, iğreniyorum, ben böylesi aşağılık tutumdan’’ dedi ve sinirlenip şiiri Mihneti’nin önüne attı.

 

Yine birgün Mihneti Feyzullah Çınar’a ‘’ Genellikle geçmişte yaşamış ozanların deyişlerini seslendiriyorsun, kendinden okumuyorsun, yoksa hiç yazmadın mı ‘’ dedi.

 

Feyzullah Çınar güldü. Güldü ama bu gülüş buruk ve acıydı. Sonra da soruyu şöyle yanıtladı.

‘’ Unesco’nun Türkiye’ye yönelik uğraşlarında gücümün yettiğince benim de katkım oldu. Bir Fransız Üniversitesinin davetlileri arasında bulundum. Prof. Madam Melikoff’un rehberliğinde bir çok Avrupa ülkesinde Türk Halk Kültüründen yana özellikle Halk Şiirimizle ilgili konferanslar,konserler verdim.

 

Çok yakın bir ilgiyle izleniyordum. Benim halkımın kültürüne karşı Avrupalının gösterdiği bu ilgi beni alabildiğine sevindiriyor, gurur veriyordu. Fakat beri yandan düşündükçe işin içinde kahroluyordum. Çok uzun bir geçmişi olan köklü bir kültürün hayranı ve de savunucusu olan ben ve benim gibi yüzlerce halk ozanı kendi ülkemizde niye bu ilgiyi görmüyorduk.

 

Neden sahip çıkılmıyordu bu kültüre ve de bu kültürün gönüllü yaşatıcılarını. ‘’

Diyorsun ki ‘’ Neden kendinden söylemiyorsun ? ‘’ .‘’ Yahu kardeşim sıra mı geliyor ki bana. Bir bahçe düşün ucu yok bucağı yok. Türlü renklerde,türlü kokularda çiçeklerle bezenmiş bir bahçe. Kültür bahçemizdir işte bu bizim. Onu korumak, o çiçekleri soldurmamak bizlere düşüyor.

 

Bu zenginliği kuşaktan kuşağa taşımak gerekir. Bir halk ozanı olarak, halk sanatçısı olarak hep bu olgunun bilincinde oldum, hep bu yüce görevin yükünü taşıdım. Aslında bu yüce ve bu zengin hazine karşısında çok güçsüz, çok yetersiz buldum kendimi. Elbette ki beninde yazdıklarım oldu. Ama az önce belirttiğim gibi sıra gelmedi ki onlara hiç. Geçmişimizden geleceğimize köprü olmayı doğru gördüm hep.

 

Bu onurlu düşünce de ve bu alçakgönüllülük de kaç ozanımız vardır bilemem.

Yine başka birgün aynı mekanda Kul Rabia’nın evinde çalıp söylüyor ve ağırdan ağırdan da demleniyorduk. Feyzullah Çınar ‘’ Gelemem gelemem ‘’   diyordu da başka bir şey demiyordu. Bu arada Mihneti ‘’ Hay gelemez olasın emi ‘’ . Yok mu bunun başı sonu dedi.

 

Feyzıllah Çınar

 

‘’ Yok ‘’ dedi. ‘’ Dilin tutulmadı ya, onu da sen tamamla ‘’ dedi.

Aradan geçen zaman içinde Mihneti baba o şiiri tamamlamıştı. Feyzullah Çınar bu şiiri çok beğenmişti. Okurken gözlerinden dolu dolu yaş gelmişti. Daha sonraları bu şiiri kasete de okumuştu.

O şiir şu idi.

 

GELEMEM

 

Dünyam mı değişti bilmem ne oldu

Felek kemendini taktı gelemem

Bir bahçe yapmıştım filizi soldu

Esti de samyeli yaktı gelemem

 

Gece gündüz dert dökerim sazıma

Kime küsem ben ağlarım yazıma

Sarıldılar eteğime dizime

Yavrular boynunu büktü gelemem

 

Sevmek az gelirdi sana tapardım

Bağrımı oyarak yuva yapardım

Uçtun gittin tüm bağları kopardın

Ayrılık zulmeti çöktü gelemem

 

Mihnetiyim ne ağladım ne güldüm

Ne yitirdim ne ağladım ne buldum

Koca bir çınardım kurudum kaldım

Dallarım yaprağım döktü gelemem

 

Gelemedi. Çok çalıştı,çabaladı da gelemedi. Hiçbir yere. Yurttaş Feyzullah. Çileli ömrünün en olgun çağında 46 yaşında kurudu döküldü gitti. Bir sonbahar gününün kuşluk vakti devriliverdi Kurtuluş Parkı’nın nemli topraklarına.

Acı poyraz üstüne üstüne savurdu güz yapraklarını.

 

Bir Feyzullah Çınar vardı, şimdi anılarda,gönüllerde yaşayan. Bir Feyzullah Çınar vardı, Pir Sultan şiirlerinin her karesine yüreğini oturtan.

 

Burada gönül rahatlığıyla şunu açıkça belirteyim ki Feyzullah Çınar’ın yüreklerimizde kurduğu taht pek az insana nasip olmuştur.

 

Ruhun şad olsun sevgili hocam.

 

Ruhun şad olsun bu misyonu en iyi şekilde temsil eden büyük ozan, değerli ve kültür eri.

Kendisini saygıyla selamlarken Feyzullah Çınar’ın ardından çağdaşı olan büyük ozan Mahzuni Şerif bakın neler demiş.

 

Ozanca okurlarına bir kez daha ozanca, dostça kalmalarını dilerken sizi Mahzuni ve Feyzullah Çınar’la baş başa bırakıyorum.

 

Ali BALLIKTAŞ

Ozan Mazlumi

 

FEYZOMU ANARKEN

 

Sana uyu demek içimden gelmez

Çünkü çok uyumuş uyardın Feyzom

Senin gibi, temsilinde eğilmez

Dik başlı dağları sayardın Feyzom

 

Sen derdin ki hiçbir Ozan yoz değil

Çıkarcının elindeki koz değil

Kanaatin tahammülün az değil

Bir dilim ekmekle doyardın Feyzom

 

Coşardın çağlardın, öyle bezmezdin

Dalgındın dalardın, hafif gezmezdin

Yeri gelir karıncayı ezmezdin

Yerinde devlere kıyardın Feyzom

 

Bağırıp çağırdın kötü düzene

Neler dedin ezilene ezene

Zaman geldi et yerine kazana

Biliyoruz hedik koyardın Feyzom

 

Topraklarda değil bizde yatansın

Her gece her gece ışık tutansın

Bize gülüp geçen düzen utansın

Böyle derdin neler duyardın Feyzom

 

Çok gamsızlar uyanmıştır sesine

Dostluk çağrısına pir nefesine

Yalan konuşmadın erkekçesine

Hak der sarhoş olur ayardın Feyzom

 

Bir zamanlar Mahzuni’yle inlerdin

Cömert idin bir ikramı binlerdin

Piroğluydun mürşitleri dinlerdin

Olursa hatadan cayardın Feyzom

 

 

Aşık Mahzuni Şerif

 

 

alt