Gülağ Öz

 

Feyzullah Çınar ;

 

Feyzullah Çınar’la ilgili kaç yazı okudumsa, hepsinde Ahmed Yesevi’nin soyundan geldiği yazılı. Beni uzun uzun düşündüren bu saptamada her ne kadar gerçek payı olursa olsun, bu sanatçının kişiliğinde olumlu ya da olumsuz etki etmez. Çünkü Feyzullah Çınar halk müziğinde bir devdir. Ahmed Yesevi’nin soyundan gelmesi sanatçıya bir şey katmaz.

 

1950'den itibaren türküleri duyulmaya başladı. 1937 yılında Anadolu’nun kıraç, verimsiz bir yöresinde doğarken, çocukluğunu çobanlık yaparak geçirdiği Çamşıhı ilçesi Çamağa köyünde üretim tüketim ilişkilerini kavramaya başlıyor.

Toprağa verilen emeğin karşılığını topraktan alamayan köylülerin durumları, Feyzullah Çınar’ı da rahatsız etmiştir. Topraklara isyan etmesi, onu Köroğlulara Pir Sultanlara kadar götürmüştür. Yaşlı köylülerin ağızlarından duyduğu bu değerleri araştırmaya koyulmuştur.

Öğrendikçe, gördükçe dünyayı, toplumu kafasında biçimlendirmiştir. Kuyucu Yusuf Paşa’yı, Hızır Paşa’yı tanımadan geçmemiştir. Gözünün önüne Osmanlı'nın kadıları, mollaları, askerleri de gelmiştir. Güçlü Osmanlı’ya kim karşı koyabilirdi? Ayağı çarıklı, sırtı börklü Pir Sultan Abdal’ın haddine mi kalmıştı?

 

Altmışlı yılların ortalarına doğru plaklar dönüyor köy odalarında, kahvelerde, meydanlarda, hele bir de teyp denilen yeni bir gavur icadı daha çıkmış ki deme gitsin. O gavur icatlarının içinden çıkan seslerden bir gür ses daha çıkıyor.

 

16. asrın büyük ozanı Pir Sultan Abdal’ın taviz vermeyen sesi yeniden dalgalanıyor Anadolu’nun içlerinde.

 

Eğer göğerir de bostan olursam

 

Şu halkın diline destan olursam

 

Kara toprak senden üstün olursam

 

Ben de bu yayladan Şah'a giderim

 

İsyan olan bir sese çocukluğumda ilk kez tanık oluyordum. Nedir bu boyun eğmezlik, kimdir bu boyun eğmeyen, isyankar ozan? Kimdir Hızır Paşa ve mollalar? Kadılar? Güzel güzel barış içinde yaşamak varken bütün bunlar niçin?

 

Bütün bu nedenlerin, niçinlerin içinde yatan gerçek, usta sanatçının söylediği Pir Sultan + Köroğlu çıkışlı türkülerin içinde saklıymış meğer.

 

Anadolu kavimlerin uğrak yeri olmuştur hep. Çok kavim gelip geçmiştir bu kapıdan. Kimi kavimler kaybolup giderken kimileri göç etmiştir. En son konuğu Türklerdir. Yok olan kavimler kaybolup giderken, potasında eridiği Anadolu insanına çok şey vermiştir. Anadolu kültürünün, Alevi-Bektaşi kültürünün hoşgörüsünün oluşumu da Anadolu'daki kültürlerin bileşimidir.

 

Bir Alevi-Bektaşi kültürü sanatçısı da olan Feyzullah Çınar, Anadolu kültürünü türkülerinde toplayıp, güzel bir yorumla sunmuştur.

 

Türkiye’yi adımlayarak dolaştı adeta. Her gittiği yerde, herkesten bir şeyler alarak kattı türkülerinin içine. Halkın Feyzullah Çınar’da en beğendiği şey Pir Sultan türküleridir. Başka bir şey doyuramazdı halkı ancak bu kadar. Pir Sultan Abdal’ın kendisi ancak böyle seslendirebilirdi türkülerini. Değişik bir yorum, güçlü bir nefes dolanıyordu sazın üstünde. Onu unutulmaz sanatçılar arasına koyan bu özelliğidir. Onu bu türün dışında düşünmek hayalcilik olur. Sanatçının bu yönleri yanında çileyle noktalanan özel bir yaşamı da vardır.

 

Çok yoksulluk, parasızlık çekti. Sanatının zirvesi ona maddi bir şey veremedi; ama çok büyük bir ölümsüzlük bıraktı. Nesilleri onun güçlü sesini unutmayacaklar kolayca. Aşağıya aldığımız şiir, ozanın ağzından Feyzullah Çınar’ı anlatmaya yetiyor kanımca, onun ardından bizlerin söyleyeceği şeyler, ozanlar kadar onu tanımlayamaz.

 

Gülağ Öz

 

alt